26 Nisan 2020 Pazar

UTERYA /İLKE ERGİN


Uterya
SAYFA SAYISI: 231
Birkaç saniyenin ardından gömüldüğü yerden doğrularak; “Haklısın... Pekâlâ... Seni istediğim kıvama getiremedim ama kararın ne olacaksa olsun bunu seninle paylaşacağım. İlk önce bir konuda anlaşmalıyız, sana şimdi anlatacaklarımdan ve yapacağım tekliften hiçbir zaman, hiç kimseye söz etmeyeceksin. Hatta konuşacaklarımızın sonsuza dek aramızda sır olarak kalacağına dair bana onur sözü vermelisin.” dedi.
Benden tatmin edici sözü aldıktan sonra başladı anlatmaya.
“Ben iki yıldır muhteşem bir adada yaşıyorum. Hayal edebileceğinin çok ötesinde bir ütopyanın parçasıyım. Hem de etkin bir parçası.”
“Öyle mi? Bu nasıl bir ütopya ki?”
“Sadece kadınların ve doğurdukları ya da evlat edindikleri çocukların oluşturduğu bir ütopya... Tanrı’nın unuttuğu değil, unutulduğu muhteşem bir takımadada kurulu bir ütopya... Başın değil, her türlü organın etkin güce sahip olduğu; tek başlı değil, yüz bin başlı, ayaklı, kollu, yürekli, ciğerli, gövdeli bir ütopya... Çocukların kadın ya da erkek değil insan gibi insan olarak yetiştirildiği bir ütopya...”
Hayretler içerisinde dinledim Tykhe’nin anlattıklarını. Yüreğindeki motivasyonun, inancın ve cesaretin gözüne yansıdığını görerek ve o gözlerdeki ışıltının gücünden irkilerek dinledim...

KİTAP YORUMUM: 18 yaşında ailesini kaybeder, yetmez sırf etek giydi diye  bir çete tarafından tecavüze uğrar. Çete elemanının yakalandığını öğrenir ama yine de intihar tek çözümdür onun için. Kaçmak istemektedir belki de kendisinin bile bilmediği yerlere. Yakın arkadaşı Tykhe'nın onu ziyareti ile kafasında taşlar yerine oturur. Tykhe kimsenin bilmediği bir adada yaşamaktadır. onu da isterse götürmek ister ama tek şartı Uterya'nın varlığından kimseye bahsetmemesini istemektedir.
İlk başta ismi değişir ve Dafne olur. Dafne sonra selden gelen kişi ile tanışır ve odasına aldığı için cezalandırılır. Uterya ilk başta sonsuz huzuru temsil ederken sonradan huzuru kaçan bir yer haline gelir.
Mektuplar kime ve neden yazılmıştı?
8 yıl önceki mektupların anlamı ne ifade ediyordu?
Eka nedir ve kimlerdir?
Kitaptan öğrendiğim en büyük ders ise, her ne olursa olsun kaderinizden kaçamazsınız. Gerçek bir duygu varsa o sizi her yerde bulur. Bazen hayat planlayarak gitmez ve siz sadece size sunulanı yaşamak zorunda kalabilirsiniz. Hayat sürprizler ile dolu kocaman bir fanustur kimi zamanda, bazen de kocaman bir deniz.
İlk defa okuduğum ve çok beğendiğim bir kalem kesinlikle. Yazarımızın kalemi daim olsun.
Okumama vesile olan Zehra Gaylan Yüksekkaya'ya teşekkür ederim.
DUYGU SONGÜL KAHRAMAN


Krizantem / İhami Akan


Krizantem
KİTAP SAYISI: 304
Aşk nice bir yiğitliktir.
Nice bir direniştir bu aşk?
Yürek perçin tutar mı, duygulara pranga vurulabilir mi?
Demir parmaklıklar, açılmaz kelepçeler aşka engel olabilir mi,  çok farklı yaşam felsefesine sahip iki kişi birbirini ölesiye sevebilir mi?
Vefa nedir, sürgün nedir, tutsaklık nedir, özgürlük nedir? Ölmek mi yeğdir, yoksa sevmek mi?
12 Eylül döneminin karanlık günleri.  Bir yandan bir türlü aşılamayan ekonomik kriz, diğer yandan uluslararası ambargo, petrol krizi ve bu sorunları çözmesi gerekirken kendi iç çekişmeleriyle meşgul siyaset…
Anarşi ve terör sokakları teslim almış. Üniversite gençliği ve tüm toplum sağ ve sol kutuplara ayrılmış. Hasılı, memleketin tüm sokakları, geceleri ve gündüzleri, bir örümcek ağı gibi kaosla sarmalanmış.
Bütün bu hengame içinde bir aşk filizlenmektedir. Mustafa ile Sevda’nın aşkı…
Üniversitede filizlenen, demir parmaklıklar ardında vefayla yoğrulup, on senelik tutsaklıkla pişen, lakin vuslatı Krizantem mevsimine kalan bir aşk…
“Ben Sevda… Bir sevdanın devrimiyle devrilen Sevda… “
“Bir çiçeği çok sevdim, o da ömrümün sonbaharında açtı.”

 KİTAP YORUMUM: Kitabın özü 80 darbesinin gerçek yüzünü anlatmış yazarımız. Yaşayanlar bilir mutlaka ben yaşamadım ama büyüklerimiz hep anlatırdı o zamanların acı olaylarını.
Üniversite, liseli öğrencilere bile sağcı solcu kavgalarının haddi hesabı yoktu. Acaba bize gösterilen yüzü ile perde arkası nasıldı? Yazarımız bunlara da değinmiş.
Mustafa babasının müdürlük yaptığı okulda bir öğrencidir. Başta mutlu olan ailesi babasının içkiye başlaması ve annesine akıl almaz şiddete başvurması ile bozulur. Okulda da yakışmayan hareketler yapmaya devam etmesi soruşturma başlamasına neden olacaktır.
Dayılarının duyması ile evi terk etmek zorunda kalırlar. Babasının üzüntüden amansız hastalığa yakalanması ölmesi . Mustafa büyüyünce tarafını seçer ve ülkücülere katılır.
Maalesef o da işkencelere maruz kalır ama vazgeçmez. Zaten işkence bölümlerini okurken insan bu kadar da olmaz diyorsunuz ama oluyor, olmuş nitekim de.
Nice Mustafa'lar gördü o işkenceleri ve belki de hayatları farklı yerlere kaydı.
Mustafa ve Sevda'nın aşklarını da okuyoruz. Acaba bu aşk nasıl sonlanacaktı?
Eskiden ne güzel mektuplaşmalar varmış derinden yazılırmış duygular tüm gerçekliği ile.
Kitaptan aldığım en büyük ders ise; şartlar ne olursa olsun kişiliğimiz ile ayakta kalmalıyız. Kişiliğimiz bizim kılavuzumuz olmalı.
Acılar sanata dönüştüğünde anlamlı ve ders alıcıdır. Tarih geleceğe tecrübe olarak taşındığında anlam kazanır.
Yazarımızın kalemi daim olsun.
DUYGU SONGÜL KAHRAMAN

13 Nisan 2020 Pazartesi

Mezar Odası Ali Eryılmaz FA YAYINLARI


 Mezar Odası

KİTAP SAYISI: 160
-Son anda ölümü aklına getiren neydi cüce?

-Kralın mermer kadar soğuk ve silik cesedine bakarken, boynuma doğru inen kılıçtan yansıyan gün ışığıydı.

-Kılıç değil miydi yani?

Kılıcın, ölüm ile yaşam arasında bir aracı olduğunu düşünmüyordu. Altın gibi, para gibi madde olan şeylere takıntısı, neyin araç ya da neyin amaç olduğu hakkında karar verme yetisini de bozmuştu. Nihat her zaman yaptığı gibi, yere düşen gölgeye bakıyordu sadece, gölgenin sahibi umurunda değildi.

KİTAP YORUMUM: Kitapta dolu dolu 2 tane hikaye okuyoruz.
1. Hikayede Nihat'ın zengin olma hırsı mezarları açması onu bir gün büyük kayıplar vererek kurtulacağı bir kaç ayına ve anne/babası ile imtihan edilmesine yol açacaktı.
Nihat kendini Mezar odasında sorgularken aslında ne kadar zengin olduğunun, gerçek zenginliğinin ne olduğunun farkına varır.
Aç ve susuz, karanlık yaşadığı o bir kaç ayında ölüm korkusunu iliklerine kadar yaşar. Ona verilen altınları çok istemesine rağmen aslında hiçte o anda önemi olmadığını anlar.
Aslında Nihat ile birlikte empati yapıyor ve kendi kendimizi sorgulamaya başlıyoruz. Nefsin getirisi olan hırs acaba bizleri de kim bilir ne kadar kayıplara götürüyor da farkına varmıyoruz sorusunun cevabını buluyoruz. Tabi ki her hatanın aylar yıllar sonra bile bir cezası olabiliyor. Tıpkı kuzeninin Mezar odasında ölü bulunması gibi. Nihat'ın başı belaya girecek mi onu merak ediyor insan.
2. hikayede ise morgda kendini bulan ve gerisini hatırlamayan bir adamın yaşadıklarını konu almış.
Yaşadığı her şey gerçek gibiydi. Ölü mü? yoksa dirimi ? Ölüm nasıl bir şey anlamıyordu o anda. onu yıkadılar, kıpırdaman ona yaptığı her şeyi izledi. Kıpırdamak istedi ama olmadı. Bir şeyler ters gidiyordu ve onu gömeceklerdi. Acaba gerçekten ölümü, sağ mı? sorusunun cevabını buluyorsunuz ama kahramanın yerinde sanırım hiç kimse olmak istemez.
Yıllarca eşlerine eziyet edenler bence okusun derim. 
Yazarımızın ilk okuduğum eseriydi. Kalemi daim olsun.
DUYGU SONGÜL KAHRAMAN

YÜRÜ YÜREĞİM GİDELİM BURALARDAN BAYRAM REÇBER


YÜRÜ YÜREĞİM GİDELİM BURALARDAN
BAYRAM REÇBER
SAYFA SAYISI:263
“Gözleri, okyanusun kalbi gibiydi. Sanki dünyanın tüm nehirleri, tüm gölleri, tüm denizleri gözlerine akmış; orada, yeşil mavi karışımı bir derinlik oluşturmuştu.”
“Sitemlerim sinirlerimi harlıyor. Biri çıkıp da teskin edici birkaç cümle kurmasa karşımdaki camı yumruklamam an meselesi.”
“Güle bakınca seni, sana bakınca gülü görebiliyorum. Birbirinize çok benziyorsunuz.”
“Artık, tüm mevsimler benim için bahar; yüreğim bir gün açıyor, bir gün yağıyor. Birazcık mutlu olsam hemen arkasından hüzün ve keder başlıyor. Anlaşılan uzun soluklu mutluluklar bana haram.”
Sevgili Elif,
Yokluğuna bahse girerim ki bir gün var olduğunda yok olacağım bu gidişle.
***
Aşk, hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı engeller karşısında. Engeller hiç bu kadar acımasız olmamıştı aşka.
Hayatınıza dokunan, yüreğinizi sızlatan, adım adım ölüme koşan hazin bir aşk hikâyesi,
“Yürü yüreğim gidelim buralardan…”
Yürek ikizin yok artık. Öldü.
KİTAP YORUMUM: Kitapta Elif ile Deniz'in aşklarına tanık oluyoruz.
Elif zor bir çocukluk geçirmiş üvey babasının tacizinden evden kaçıp mahallede babam dediği kişi tarafından büyütülen, kendi ayakları üzerinde duran genç bir kızdır. Ama hepimiz gibi onunda çocukluktaki travmaları halen üzmektedir. Babam dediği kişi ise maalesef kanser hastasıdır ve buna Elif çok üzülmektedir. eğer o olmasaydı şu an belki de çok kötü durumlarda olabilirdi. Buradan birini sevmek, korumak, büyütmek için kan bağının gereksizliğini anlıyoruz.
Deniz ise kötü bir nişanlılık dönemi geçirip son an da hatasından dönen ve süreçte Elif ile karşılaşmasının ilahi bir güç kabul edip sevdiğinin yanında olmaya çalışan bir gençtir. iler ki sayfalarda ise, Deniz'in hastalığının getirdikleri yaşanmışlıkları görüyoruz. Kanser bu sefer sevdiği adamda Elif'in.
Acaba Elif ve Deniz bunun altından kalkabilip evlenebilecekler mi?
Birbirlerinin yaralarını sarabilecekler mi?
okura burada tüyo vermek istemiyorum, bunu okuyup görmeleri lazım ama kitap gerçekten üzücüydü bunu söylemek isterim.
Yine insani hayata dair bir hikayeydi. Yazarımızın kalemi daim olsun. okuduğum 2. eseriydi.
DUYGU SONGÜL KAHRAMAN
 

Bir Kitap Bin Yürek Published @ 2014 by Ipietoon